gülümseyen küba
Yazar Aysin Uysal   

İçim uzun zamandır kıpır kıpır. Ha bugün ha yarın derken o muhteşem gün geldi!... Bir şampanya şişesinden fırlayan tıpa misali ben de işlerin yoğun ellerinden fırlayıp geldim. İşte buradayım... Sevgili Küba!... Neredeyse herkesin dilinde "Fidel ölmeden görmek lazım" cümlesi… Benim dilimde "Sevgili dost Chavez de buralarda olur mu ki..." dilekleri... (Ki oldu dileğim...)

Yazı ve Foto Aysim Altay

 


İçim uzun zamandır kıpır kıpır. Ha bugün ha yarın derken o muhteşem gün geldi!... Bir şampanya şişesinden fırlayan tıpa misali ben de işlerin yoğun ellerinden fırlayıp geldim. İşte buradayım... Sevgili Küba!... Neredeyse herkesin dilinde "Fidel ölmeden görmek lazım" cümlesi… Benim dilimde "Sevgili dost Chavez de buralarda olur mu ki..." dilekleri... (Ki oldu dileğim...)

Acaba seni beklediğim kadar çok sevecek miyim? Ben mi büyüttüm seni yoksa gözümde? Halkının hakça paylaştığı bir ülke özlemi mi seni özel yaptı benim yüreğimde? Fidel mi bu derece renkli kılan seni acaba? Che'nin, o fotoğrafçı Che'nin, fotojenik fotoğrafları mı çekim gücünü oluşturan?


Bilmiyordum. Bu ülkeye adımımı attığımda tüm bu soruların yanıtlarını inanın, bilmiyordum. Ve doğruyu söylemek gerekirse biraz da korkuyordum. Hani hep âşık olacağınız adamı beklersiniz. Onu betimlersiniz zihninizde. Her ne kadar yüreğinizi hoplatsa da bu hayal, her canlanışında biraz da korku koyar içinize... Ya yoksa öyle biri... Ya sadece bir ütopyaysa diye. Çok fazla şey istemişsem ya... Ya gerçek olmayacaksa…


Oysa sen sevgili Küba... Seni tanıdıktan sonra az bile hayal ettiğimi anladım. Ümidimi artırdın yaşama karşı ve sevgimi, insana dair.

Bir yeri tanımak insanını tanımakla başlar bence... Onunla gözgöze gelmek, kelimeleri ve kelimelerden öte, anlamları paylaşmak... Ve anlamak... Bu ülke insanı acaba gülerken içten mi güler, gözleri eşlik eder mi kahkahalarına? Yoksa hüzün mü kol gezer yüz çizgilerinde?


Sokaklarında sert bağırışlar mı çınlar, yoksa aşka dair şarkılar mı? Cesur mu bu ülke insanı, yoksa sinmiş ve silik mi? Rol mü kesiyor insanları ya da birbirini mi? Yoksa çapkın göz süzüşlerle karşı cinsi mi? Cehalet mi kol geziyor etrafta, yoksa okumuşluğun mütevazılığına mı ermişler bilgeliğe bir adım kala?


Sorularımdan da belli değil mi sizce bu ülkede neyi, neleri bulduğum?

Ben bu ülkede yaşam şartlarının tüm zorluğuna rağmen neşeyi buldum. İnsanların  "mış gibi yaparak" değil, gerçek anlamda yaşadıklarını, müziğin ritmine takılıp gelen coşkuda, bedenimde hissettim.


Gerginliğin yaşamlarının bir parçası olmadığını, hele hele stresten paylarını almadıklarını, havaya yayılan o huzur dalgalarıyla adeta içtim. Ve elimde olmadan Sezen'in o güzelim şarkısını mırıldanırken buldum kendimi... 

"Diyar diyar gezdim geldim,
Safiyeti sezdim geldim,
Kendi ateşine yanan pervaneydim
Yalnızımdan bezdim geldim"


Orada olduğumda sanki doğal olan, naiflikti, kendin olmaktı, cesaretti, neşeydi, beklentisizlikti, zamanın akışına direnmemekti, yaşamın suyundan içmekti...
Yalnız olmak bir erdem değildi orada, yaşamı paylaşmak varken.



Başarmak anlam değiştiriyordu sanki. Müziğin ritmine uymak bir başarıydı. Daiquiri'den bir yudum daha keyifle almak bir başka başarı... Salsa ritmini tutturmak başarı… Zamanın seyrine bakmak başarı… Hemingway'le aynı havayı soluduğunuzun farkına varmak başarı... Bir çocuğun gözlerinin içindeki ışıltıyı görebilmek başarı… Elindeki alışveriş karnesiyle devletin sunduğu malzemeyi alırken gülümsemeye devam etmek başarı… Camsız evlerin cumba benzeri çıkıntılı pencerelerinde dışarıyı seyre dalmak başarı… Evlerin rengarenkliğiyle bezenmiş sokaklarda, kaldırımlara yayılmak başarı... Bir puroyu sonuna kadar emercesine içmek başarı...

Başarılar tanım değiştiriyordu burada, normaller de...

O halde "Neden?" diye düşündüm ister istemez... O daha iyi sandığımız "modern" ülkelerin normali neden hep "daha fazla mücadele", "daha fazla koşuşturma", "daha gergin yüzler", "daha kasılmış omuzlar", "daha fazla birbirinin üzerine basmak", "daha zamansız zamanlar", "daha çatılmış kaşlar", "daha ağrıyan başlar" demekti? "Eğer daha iyi yaşamak bunlarsa" dedim kendi kendime, "O çok bi önemli "modern" diyarlardansa, ben Küba'daki gibi daha kötü bir yaşama her daim varım."


Sordum sonra olabildiğince naif bir sesle : "Burada acaba bize yıllardır bildiğimizin yanlış olduğu mu öğretiliyor?"

Kim bilir belki de yeni şeyler söyleme zamanının geldiği hatırlatılmak isteniyordur. Aynen Mevlana'nın dediği gibi :

"Her gün bir yerden göçüp, bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım"

Pardon yeni olan kapitalizm mi dediniz? O mu kazanacak eninde sonunda? Hatlarda sorun var, duyamadım da!... Eee malum burası o modern mekanlardan değil ne de olsa...


 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?

Fotoğraflar


4x4 Off-Road

Motosiklet

Doğa Gezileri

Oyun - Eğlence